BABAMIN KIZI
Bazen üzülecek gibi oluyorum, ama yine de üzülemiyorum. Zira
ben, sarsılmaz bir dağ gibi duran, güçlü bir babanın kızıydım. Hayatımın en
büyük nimeti, senin gibi bir babaya sahip olmaktı. Bazen içimdeki ses
fısıldıyor: "Artık yorul Yıldız, bir nefes al, biraz soluklan..." Ama
olmuyor, yapamıyorum.
Ben ne üzülmeyi bilirim, ne dert yanmayı, ne de çaresizliğin
o karanlık yamacına sığınmayı... Ben senden ne öğrendiysem, sadece onu
yaşayabiliyorum. "Of" demeyi bilmem ben; "Bunlar nasıl
olur?" diye hayıflanmayı, "İmkânsız" ya da "Asla
olamaz" gibi teslimiyet kokan sözleri lügatime hiç almadım.
Yıkılmak nedir, baba? Hayat bin defa alt üst olsa, ömrümden
geriye sadece tek bir gün kalsa; ben yine o son günü sanki her şeye yeniden
başlıyormuş gibi yaşarım, yine vazgeçmem. Acizlik nedir bilmem ben; baş eğmek,
sinmek, sindirilmek... Hele ki haksızlığın karşısında susabilmek? İşte bunlar,
benim hiç öğrenemediğim, ruhumun kabul etmediği şeyler.
Çünkü sen hiç yorulmadın baba. Sen hiç hasta olmadın, hiçbir
vakit "neden" diye sormadın hayata... Ben de senin gibiyim işte.
Üzerine birkaç parça eklemelerim olsa da, özünde en çok sana benzeyenim. Hani
demiştin ya; beş evladının içinde "en öz olanı" bendim... O özden
gelen, senin ruhunu taşıyan tek evlat.
Geç oldu belki, ancak kırklı yaşlarıma merdiven dayadığımda
tam manasıyla anlayabildim seni. Ama buldum kendimi baba; artık tanıyorum
özümü. Biraz da dilimi tutmayı öğrendim; o yakıp yıkan, fırtınalar koparan
sözlerimi daha dizginler oldum. Senin hayal ettiğin, senin gurur duyacağın o
evlat olmaya her gün biraz daha yaklaşıyorum, çabalıyorum.
Hiç değişmeyen, zamanın eskitemediği tek bir gerçek var: Ben
seni çok seviyorum baba. Vallahi de billahi de...
Bilirim ki; kişi sevdiği ile beraberdir.
Vuslata az kaldı...
Deli Kızın, Yıldız Soylu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder