Sen beni mi seyrediyordun? Ben ise senin yüzünü, denizin en derinliklerinde, kimsenin ulaşamadığı o saklı mavilikte seyrediyordum. Senin adın Mavi'ydi; denizin o sonsuz, dingin rengi... Ama aynı zamanda senin adın Kırmızı'ydı; en derinlerde, en kuytularda yanan o tutkulu ateşin rengi...
Neden "sen" dedim, biliyor musun? Çünkü benim hırçın dalgalarım, tüm duygularımı etrafa savururken, sen o dalgaların vurduğu kıyıya yumuşak bir kum oldun. Beni sakinleştirdin, beni toprakladın. Köpüren, taşan denizin sığındığı o sakin liman oldun.
Ben denizi neden bu kadar sevdim, biliyor musun? Çünkü onun derinliklerinde, insanların göremediği yüz binlerce canlı yaşar. Tıpkı milyonlarca insanın yaşadığı bu yeryüzünde, senin de benim kalbimin en gizli yerinde, kimselere göstermeden yaşadığım tek gerçeğim olman gibi. Sen, benim kimsenin görmediği o gizli hayatımdın.
Ve ben, o derinliklere daldım. Öyle bir daldım ki, biliyordum artık; bu deniz beni her halimle, fırtınamla da, dinginliğimle de sarıp sarmalayacak. Etrafımdaki herkes bir bir o hırçın dalgalarımda boğulurken, bir tek sen, o denizde boğulmadan nasıl yaşanacağını, nasıl nefes alınacağını öğrettin bize.
Bazen fırtınalar koptu, evet. Çoğu kez alabora oldu hayat denen bu gemi. "Sil baştan" diyerek defalarca yeniden başladığımız o derinliklerde, bir tek sen bırakmadın ellerimi. Ben korkmuyordum, çünkü sen yanımdaydın. Ve sen, benimle birlikte korkusuz oldun.
İşte bu yüzden... Ben denizi, aslında hep sen diye sevdim.
Tıpkı en derinlerde saklı her canlının "canı" gibi...
Ben seni bu kalabalık yeryüzünde değil,
Okyanusun en ücra yerinde BULDUM ..