|
FASIK .. Bazen bilgi
eksikliği, insanın ruhunda ne denli derin ve karanlık bir boşluk oluşturur.
Yıllardır içimde taşıdığım, aklımla izah etmekte zorlandığım ve kelimelere
dökemediğim o sancılı hakikatin adıyla tanıştığım an; yaşadığım sarsıntıyı
tarif etmem mümkün değil. Son on yılı aşkın süredir, gerek ikili sohbetlerimde
gerekse hararetli tartışmalarımda, eksik bir bilgi nedeniyle bir türlü nihayete
erdiremediğim o vicdani boşluk, nihayet "Fasık" kavramıyla doldu. Toplumsal bir yara
olarak, sayıları her geçen gün artan bir çoğunlukla karşı karşıyayız. Çevremde,
binlerce kez şahitlik ettiğim o bildik savunma. "Ben Allah’ı inkâr etmiyorum,
Peygamberimi çok seviyorum; lakin işlediğim günahları da Allah affeder, zira O
merhametlilerin en merhametlisidir." Bu sözler, bugün muazzam bir
yoğunlukla birer inanç kalesi gibi savunuluyor. Ancak ben, bu tesellilerin
karşısında her zaman şu sarsılmaz hakikati haykırdım. Allah (Celle Celâluhu)
Cenneti de yaratmıştır, Cehennemi de; ve yemin olsun ki her ikisi de
dolacaktır.İşlenen günahların bedeli ödenmeden, o ilahi arınma gerçekleşmeden
Cennet kapılarının açılacağını düşünmek, hakikate göz kapamaktır. Bu sözlerim
çoğu zaman "katı" ve "acımasız" bulundu; Allah’ın sonsuz
merhametine gölge düşürmekle itham edildim. Oysa benim tek derdim şuydu.
Allah’ın merhameti haktır, lakin azabı da bir o kadar gerçektir.Ruhumun en
büyük yükü, adaletin tecellisindeki o ezelî dengedir. Asr-ı Saadet’te
günahkârlara uygulanan ağır hükümler ile günümüz Müslümanlarının "günahın
cezasız kalacağı" zannı arasındaki uçurum, kalbimde büyük bir sızıydı.
Zira Hak, yeryüzünde hiçbir zaman haksızlığı benimsememiş; adaletin terazisi
zamanla değişmemiştir. İşte
"Fasık" kavramı, bu acziyetimin ilacı oldu. Allah’ın emirlerini kabul
edip Müslüman olduğunu ikrar eden, ancak yasakları çiğnemekte ısrar edip
"Nasıl olsa affedilirim" gafletine düşen her bir ferdin İslami
literatürdeki adı budur. Müslüman, emirleri yerine getirmekle
mükelleftir; kusur işlediğinde ise tövbe kapısı sonuna kadar açıktır. Lakin
tövbeyi bir kalkan yapıp günaha devam etmek, ilahi adaleti hafife almaktır. Faiz, kumar, içki,
zina... Hepsi haramdır. Namaz, oruç ve örtünmek... Hepsi farzdır. İslamiyet,
mazereti olanlara kolaylık sunar; ancak bilerek ve isteyerek bu emirleri terk
edenler için "Fasık" hükmünü koyar. Bu bir insan yakıştırması değil, dinin
apaçık beyanıdır. Geçtiğimiz gün kadim
bir dostumun iftar sofrasında, mevzu yine o ezelî hakikate geldiğinde soruldu. "Hacım, Fasık ne demektir?"
Çocukluk yıllarımda öğrendiğim ama zihnimin tozlu raflarında unuttuğum o bilgi,
bir şimşek gibi çaktı beynimde. "İşte bu!" dedim yüksek sesle.
Yıllardır anlatmaya çalıştığım, feryat ettiğim ama adını koyamadığım o büyük
boşluk buydu.Hatta bu hakikati bizzat kendi nefsimden örnekleyerek haykırdım. "İslamiyet’in
emrettiği şekilde örtünmediğimi biliyorum, bunu inkâr etmiyorum; işte bu halim,
bu sıfatın bendeki karşılığıdır." Günahlarımız büyüktür. Tövbe
ettiklerimizin akıbetini ancak Mahşer günü öğreneceğiz. Lakin ısrarla devam
ettiğimiz günahlar için ne sahte bir umut besliyorum ne de adaletsiz bir netice
bekliyorum. Ölüm ansızındır ve
yaşadığımız her bir günahın bedeli, adalet terazisinde tartılacaktır.Meseleyi
daha sarsıcı bir gerçekle mühürleyelim. Gazze’de can
veren, imanın zirvesini yaşayan o mümin ruhlar ile toplumsal günahlar içinde
yüzen bizlerin aynı Cenneti hayal etmesi, ilahi adalete sığar mı?
Eğer böyle bir eşitlik hayal ediyorsak, bu, o
yüce şehitlerin hakkına girmek, Allah’ın vaat ettiği ebedî adalete haksızlık
etmek olur.Hakikat tektir ve adalet, her bir zerrenin hesabının sorulacağı o
büyük günde mutlak surette tecelli edecektir. |
Vesselam
Yıldız Soylu