10 Haziran 2009 Çarşamba

Delinin Delisi


 Saklı Bir Hakikat

Bazen zaman öyle bir oyun kurar ki, insan kendi zihninin kıyılarında bir "delinin delisi" gibi dolaşırken bulur kendini. Kaderin o sert ve keskin hamlelerinden birine daha hazırlanırken, bu kez ruhumun yorgunluğu değil, o sarsılmaz ve vakur sükuneti öne çıktı.

Hayatımdaki en saf, en masum seslerden biri —o henüz on baharı devirmiş Küçük Dostumuz— son konuşmamızda beklemediğim bir rüzgarla esti üzerime. "Beni bir daha arama!" dedi; sesi bir kılıç keskinliğinde, çocuksu ama kararlı bir fırtına gibiydi. Ben, içimdeki tüm dalgalanmalara rağmen o duru sakinliğimi korudum; sanki bu öfke seli beni ıslatmıyor, sadece ruhumu yıkıyormuş gibi durdum karşısında. Ama asıl hikmet, o masum kalbin attığı beklenmedik "atakta" gizliydi.

"Ben hayvanlara bağırırım!" dedi hiddetle. Tebessüm ettim; o tılsımlı, o çocuksu saldırıyı teşekkürle karşıladım. "Ne mutlu bana ki bir hayvan olabilmek büyük bir lütuf," dedim sessizce. "Çünkü insanlar hayvanları yürekten, pazarlıksız severler..." O küçük zihin vazgeçmedi; "Belki de sen kötü bir canlıyı anımsattın?" diye ekledi. İşte orada, hayatın o en büyük dersiyle yüzleştim: En sevilmeyen, en korkulan canlının bile bir sığınağı, onu kalbine baş tacı eden bir seveni vardır. Ezilmedim, sadece o küçük aynadan yansıyan gerçeğin en saf haliyle bağdaş kurdum.

Anladım ki; zorluk başa gelince sırt dönüp gitmek değilmiş asıl hüner; gururu bir kenara bırakıp, o küçük sesin öfkesinde kendi geçmişimin yankısını bulabilmekmiş. Bazen gerçek savunma, karşındakini sonuna kadar haklı görebilmekle başlar. Kendi özünden fedakarlık etmek, o kırgın sitemin ardındaki gizli "borcu" teslim etmektir.

Şimdi anlıyorum; vaktiyle benim dilimden dökülen o sert ve kırıcı sözler, bugün bir bumerang gibi dönüp beni buldu. Her nefis, ektiği o acı meyveyi tatmadan bu dünyadan göçmüyor. Bugün yakama yapışan bu hüzünlü anlar, belki de geçmişte farkında olmadan kırdığım gönüllerin benden talep ettiği o eski bedellerdir.

Ne o masum Küçük Hanımefendi’ye bir kırgınlığım var, ne de kadere bir sitemim. Sadece geçmişteki o saygısızca sergilediğim gölgelerin, bugün karşıma çıkıp benden hakkını almasını seyrediyorum. O bugün sonuna kadar haklı; çünkü benden geçmişin hesabını o çocuksu dürüstlüğüyle alıyor. Hak alırken nasıl her şeyi feda edebiliyorsa insan, o hakkı öderken de aynı cömertlikle, o sessizliğe bürünerek verebilmeli.

İşte, sıradan gibi görünen ama ruhumda koca bir devrim başlatan o anın gizli özeti budur.

Bu onurlu küçük yüreği bir daha kendi gürültümle yormayacağıma dair gökyüzüne söz verdim. Hak sahibine, sükunetimle teslim edildi.

Yolunuz açık, gönlünüz o küçüklerin safiyetiyle dolsun...

Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...