EY GAZZE’M
Hiç bu kadar suçlu hissetmemiştim kendimi.
Hiç bu kadar savunmasız.
Hiç bu kadar çaresiz.
Askıya aldım kendimi, kendi hayatımı.
Artık yaşadığım acılara "dert" demekten utanır
oldum. Benim acım, seninkinin yanında, hiç denilecek kadar hissiz ve hükümsüz
kaldı.
Susmaya utanıyorum.
Ama o son çığlığımı, o kahreden feryadımı duyurmaktan da
acizim.
Gözlerimin gördüğü o vahşetle kanayan, kalbimin ise seninle
birlikte toprağa gömüldüğü o yerdeyim şimdi.
Ben, bugün Mescid-i Aksa'da cansız bir bedenim.
Üzerime, kepçelerle toprak örtülüyor; KEFENSİZ...
Canlarımı kaybettim. En çok da o masum bebeklerin, daha tek
bir günah bile işlemeden nasıl öldürüldüğüne şahit oldum.
Ve o an, savunmasız kalan vicdanımla, o ateşlerin içinde
kavrulan ruhuma ağlamaktan başka çaresi olmayan o mutlak çaresizliğime
gömüldüm.
Boğazıma dizildi tüm sözlerim.
Kulaklarım, o arşa yükselen feryatların altında sağır oldu.
Kendi karanlığımda boğuldum. Hiçbir acı, beni bu kadar
acıtmamıştı.
Hiçbir rüzgâr, bu kadar soğuk, bu kadar zalim esmemişti.
Bu vahşet, sadece umudumu değil, insanlığımı da aldı
elimden.
Artık kendi utancımdan, aynadaki yüzüme bakamaz oldum.
Gözlerim kör...
Dilim lâl...
Ey Kudüs... Ey Gazze
Ey benim en kanayan yaram...
Bu utanç, beni yaşarken öldürdü.
Beni, bu hayatta hiç var olmamış gibi, yok eyledi.