28 Nisan 2025 Pazartesi

BAMBAŞKA BİR GÖZLEM

 

SORGULAMALAR DERİNLEŞİNCE 


        Bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmenin ağır mesuliyetini omuzlarımda hissederek, İslamiyet’in o saf ve berrak pınarından uzaklaşan "geleneksel dindarlığı" bir gözlemci edasıyla değil, bizzat bu sancıyı çeken bir mümin yüreğiyle tefekkür ediyorum.

İslamiyet, öylesine anlatılacak bir hikâye değil; her bir zerresiyle yaşanması gereken bir hakikattir.

Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dünyayı teşrif ettiği tarih üzerine yapılan miladi ve hicri takvim tartışmaları, aslında çok daha derin bir meselenin habercisidir. Biz Müslümanlar için zamanın ölçüsü, Hicret ile mühürlenmiş olan Hicri takvimdir. Lakin bugün, aslı Hicri takvimde olan kutlu bir doğumu, neden miladi takvimin dar kalıplarına hapsederek "Kutlu Doğum Haftası" adı altında kutluyoruz?

Daha da mühimi; hiçbir kesinliği olmayan, ihtilaflı tarihler üzerine bina edilen bu "kutlama" kültürü, İslamiyet’in o sarsılmaz ve net duruşuyla ne denli örtüşmektedir?

Sadece ülkemize has olan ve İslam dünyasının geri kalanında emsali bulunmayan bu kutlama haftaları, kandil geceleri ve Mevlid-i Şerif merasimleri üzerine bir şerh düşmek zorundayım.

"Hurafe" diyerek kalpleri kırmak istemem; lakin bu uygulamaların ne Efendimiz döneminde ne de Dört Büyük Halife ve mezhep imamlarımızın devrinde bir karşılığı olmadığını bilmek, ruhumda derin bir sorgulama başlatıyor.

Resûlullah’a duyduğumuz sevgi, canımızı ve malımızı feda edecek kadar azimdir. Ancak bu sevgi, yılda sadece bir gün miladi takvime göre toplanıp salavatlar getirmekle mi ispat edilir?

 Geriye kalan 364 gün boyunca O’nun sünnetinden, ahlakından ve yaşantısından fersah fersah uzak kalırken, bir günlük merasimlerle vicdanımızı mı teskin ediyoruz?

  Bu tür programların, İslam’ın asıl yaşanması gereken sünnet ve farzlarının üzerini örten bir perdeye dönüştüğünü düşünmekten kendimi alamıyorum.Kandil gecelerinde camileri dolduran, sabahlara kadar ibadet eden o muazzam kalabalığı, ne hazindir ki İslam’ın en büyük farzlarından biri olan Ramazan orucunda veya beş vakit namazda aynı yoğunlukla göremiyoruz.

  Yılda beş gece "dindar" olup, geri kalan zamanda İslam’ın emir ve yasaklarını askıya almak, kimin kandırmacasıdır?

    Bizler farzları terk edip, sonradan ihdas edilmiş geleneklerle ferahlamaya çalışırken, aslında İslamiyet’in özünden bir haber mi yaşıyoruz?

  En can alıcı nokta ise Mevlid-i Şerif merasimleridir. Ölünün ardından 7, 40 ve 52. günlerde okutulan mevlidlerin,

  Kur’an-ı Kerim’in 6236 ayetinin hangisinde bir dayanağı vardır? Kur’an, dirilere yol göstermek için inmiş bir rehber iken, biz onu sadece ölülerin ardından okunan bir merasim kitabına mı indirgedik?

  Geçmişlerimize dua etmek, mağfiret dilemek elbette borcumuzdur; lakin bunu İslam’da aslı olmayan şekillere büründürmek, dinde bir tahrifat değil midir?

   Toplum olarak, farzları yerine getirmemenin verdiği o derin huzursuzluğu, bu geleneksel törenlerle bastırmaya çalışıyoruz. Çünkü bu törenler, İslam’ın emrettiği o ağır sorumluluğu ve nefis terbiyesini değil, anlık bir duygusal rahatlamayı vaat ediyor.

 Oysa biz, doğruluk ve hakikatin peşinde değil, "bize dokunmayan yılanın" huzurundayız. Ölümlü olduğumuzu biliyor, lakin hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.Kur’an-ı Kerim, ayda yılda bir okunup rafa kaldırılacak bir metin değil; her nefeste yaşanacak bir hayat nizamıdır. Müslümanım diyorsak, işimize geldiği gibi yaşama lüksümüz yoktur. Aksi takdirde, Fasık mümin olmak da bir tercih meselesi haline gelir.

   Efendimiz’in hayatını yılda bir gün değil, her anımıza nakşetmek mecburiyetindeyiz. Sevginin en büyük nişanesi, sevilenin yolunda gitmektir. Binlerce hadis ve yüzlerce sünnet bizi beklerken, biz sadece üç-beş şekilsel uygulama ile mi O’na olan bağlılığımızı kanıtlayacağız?

  Allah’ın emirlerini çiğneyip, kendi ihdas ettiğimiz günlerle O’nun rızasını aramak beyhude bir çabadır.Artık sessizce sorgulamaktan yoruldum. Bu karmaşanın ve özden uzaklaşmanın tek bir ilacı vardır; o da ilahi beyandır.

   "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın..." (Âl-i İmrân, 103)Biz ancak o ipe, yani Kur’an’ın ve sahih sünnetin özüne sarıldığımızda, bu geleneksel prangalardan kurtulup hakiki İslam’ın aydınlığına kavuşacağız

 


Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...