30 Temmuz 2025 Çarşamba

Amir’in Teşekkürü

 

Yalın Ayaklı Bir Destan: Amir’in Teşekkürü


Gazze’nin tozlu yollarında, yardım dağıtım noktasına ulaşmak için tam on iki kilometre yürüyen bir çocuk... Adı Amir. Henüz on iki yaşında. Ayağında ayakkabısı yok, üzerindeki giysiler zayıflıktan dökülüyor; adeta bir iskeletin üzerine geçirilmiş emanet kumaşlar gibi. Elinde ne bir kutu ne de bir çanta var; sadece yarım bir çuval pirinç ve biraz mercimek... Onca yolu, o kızgın toprakları yalın ayak aşarak gelmiş ve kendisine uzatılan o birkaç kırıntı için, birazdan kendisini ölüme gönderecek olan ellere sarılıp "Teşekkür ederim" diyor. O zayıf, o masum elleriyle katiline sarılan, minnetle gülümseyen bir çocuk... Ve birkaç dakika sonra, o pirinç çuvalı henüz göğsündeyken, kurşunlarla yere serilen bir melek.


Peki, benim kalemim bu vahşetin karşısında ne söyler?


Amir şehit oldu. On iki yaşında bir çocuğun başına ne gelebilir ki diye soran dünyaya, Gazze’nin yıkıntıları arasından bir hakikat haykırıyor. Bizler hala çocukluğumuzda yaşayamadığımız eksikliklerin psikolojik yükünü omuzlarımızda taşırken; Amir, çocukluğunu bir pirinç çuvalına sığdırıp şehadete yürüdü. Bizim görmediğimiz, hayal bile edemediğimiz hangi karanlıklara maruz kaldı o masum yürek? Empati kurmaya çalıştığımız o konforlu koltuklarımızdan doğrulmak bu kadar mı zor?


Benim güzel evladım... Gazze’de toprağa düşen her çocuk gibi Amir de benim evladım. Bir evladımı daha kaybettim bugün. Kaçıncı kez bu acıyla sarsıldığımı artık ben de bilmiyorum. Onların annelerinden ne farkım var? Ben onların şehadete giden o nurlu yolculuklarına gıpta ile bakıyorum. Kendisini öldürecek olanlara teşekkür edecek kadar cesur, dünyayı utandıracak kadar asil bir çocuk Amir.

Kızgın topraklar ayaklarını yaktı mı Amir? Bizim dolaplarımız kıyafet dolu, ayakkabılarımız en konforlusundan... Ben de Kabe’de yürümeyi tercih ediyorum bazen; ama elimde buz gibi su şişeleriyle, gölgeliklerde dinlenerek, en fazla on-yirmi dakika güneşin altında kalarak... Ve o kadarcık sıcakta bile nefesim kesiliyor, şikayet ediyorum. Oysa sen, evinden çıkarken belki bir evin bile yoktu. Belki baban çoktan şehit olmuştu. Sen kimin için, hangi canın için o on iki kilometreyi yalın ayak yürüdün? Hangi anneye kıyamadın da o bir avuç mercimek için kızgın topraklara bastın?

Senin bu şehadetin, bana Hz. Ali’nin (r.a.) o muazzam asaletini hatırlattı. Kendisini hançerleyen katiline süt ikram edilmesini isteyen o yüce imamın mirası, senin o küçük ellerinde yeniden can buldu. Seni şehit edecek olanların yandaşlarına teşekkür edip gülümsemen, bu çağın gördüğü en büyük insanlık dersidir. Biz çocukluk hesaplaşmalarının içinde kaybolmuşken, sen çocuk yaşta "nasıl şehit olunur"un dersini verdin tüm dünyaya.

Günlerce aç kalmanın, yıkılmış binaların molozları arasında sığınacak bir köşe aramanın acısı artık dindi Amir. Biz seni koruyamadık. Biz çeşit çeşit yemekler yemeye, televizyon karşısında bu vahşeti bir film gibi izlemeye devam ettik. Hatta artık ağlamaz, sızlamaz olduk; "Bizi ne ilgilendirir?" der gibi bir vurdumduymazlığa büründük.

Ama beni ilgilendiriyor Amir! Senin o küçük ellerinle kavradığın pirinç çuvalının, Gazze’nin toprağına karışan o tertemiz kanınla ıslanması beni ilgilendiriyor. Yalın ayak yürüdüğün o ateş gibi yakan yollar, ayaklarına batan taşlar, güneşin altında kavrulan o masum tenin... Biz burada güneş kremi sürmeden sokağa çıkmazken, senin tozlu ve yırtık giysilerinle o sıcağa meydan okuman ciğerimi yakıyor.

Şimdi Cennet’te Resul-i Ekrem (s.a.v.) seni karşılıyor, biliyorum. Şehit edilen ailene kavuştun. O kurşunlar vücuduna değdiği an ne hissettin bilemem ama artık hiçbir acının önemi kalmadı. Sen artık hiç aç kalmayacaksın Amir. Hiç susamayacaksın. Kızgın çöllerde yalın ayak yürümeyeceksin. Bomba seslerinden irkilmeyeceksin artık.

Yüzünde Cennet’in yansıması, gözlerinde o parıl parıl ışıkla gittin. Senin şehadetin beni daha da güçlü kıldı. Artık hissettiklerimi gizlemeyeceğim; tıpkı senin, seni öldürecek olanlara karşı o tertemiz sevgini ve teşekkürünü gizlemediğin gibi. Sen dünyayı utandırarak gittin Amir, biz ise bu utançla yaşamaya mahkûm kaldık.


Selam olsun Gazze’nin yalın ayaklı kahramanına... Selam olsun ölümü gülümseyerek karşılayan o yüce ruha.

 


Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...