30 Nisan 2017 Pazar

30/04/2017



                                                  30 Nisan 2017

Korkunun ecele faydası yok; bu, ruhumun bilinmezlik uçurumundan aşağı balıklama atlayışıdır. Ellerim titriyor, kalbim göğüs kafesimi zorlayan bir davul gibi çarpıyor olsa da geriye dönecek tüm köprüleri yaktım. Son on gündür zihnim; geceyi gündüze katan hedeflerle, henüz isimlendiremediğim o büyük tutkuyla yanıp tutuşuyor ve hayallerim uykularımı yağmalayan birer ışık seli gibi üzerime akıyor.

Bu fikri çalışma arkadaşlarımla paylaştığımda, odanın içinde alaycı bir sessizlik ve ardından gelen o hafife alan bakışlarla karşılaştım. İnanmadılar bana, hatta kimileri attığı kahkahalarla bu hayali bir çocuk masalı gibi görüp geçtiler. Başkalarının sırt çevirdiği bir mucizeyi, insan kendi yalnızlığında nasıl büyüütür? Şüphe tohumlarını ruhuma ekmeye çalışırken aslında bilmedikleri bir şey vardı: İnanç, en çok da imkânsızlık toprağında köklenirdi.

Takvimler 30 Nisan 2017 sabahını gösterdiğinde, saat tam 07:50'de gözlerimi açtım. Ve o an, kelimeler gökyüzünden dökülen bir rahmet gibi ruhuma boşalmaya başladı. Ben kendime henüz ikna olamamışken, kalemim benden çoktan razı gelmişti. "Ben bilmiyorum," diyordum içimden, "bilmediğim bir okyanusta nasıl kulaç atabilirim?" Ancak yazmak, bilmek değil; kendi karanlığını aydınlatmaya talip olmaktır. Yarı uykulu gözlerle sayfanın kenarına düşen o küçük notu fark ettiğim an, zihnimde bir yıldırım çaktı ve tüm hücrelerim bir depremle sarsıldı. Sabahın sessizliği olmasa, bu keşfin coşkusuyla avazım çıktığı kadar bağıracaktım: "Beni buldu!" Yüz bin yıl geçse aklıma gelmeyecek o gizemli üslup, ruhuma mühürlü o kadim kelamlar karşımdaydı. Bir insan, kendi içindeki özle nasıl bu kadar bütünleşebilir? Bu sadece bir sezgi değil; bu, kalemin kâğıtla buluştuğu o mukaddes vaktin ilanıydı.

İşte o an, tereddüt yerini devasa bir sükûnete bıraktı ve ben ikna oldum. Artık bu ilahi lütfu ve kalemin emanetini büyük bir teslimiyetle sırtlanmayı kabul ediyorum. Bu yolun nereye çıkacağını, bu kelimelerin hangi limanlara sığınacağını bilmiyorum ama tek bir gerçeği iliklerime kadar hissediyorum: Bu, çocukluğumun kuytu köşelerinde sakladığım, kendime bile itiraf edemediğim o saklı cennetti. Belki bir ay sürecek bu yolculuk, belki bir ömür; ama eğer ruh ikna olmuşsa, o yol artık mukadderattır. Üstelik bu artık bir eylem değil, bir gönül sızısı; bir vazife değil, sarsıcı bir Aşk! Dualarınızı esirgemeyin; içimde hem büyük bir ürperti hem de tarifsiz bir karmaşa var. Bakalım Mevla, bu cesur ve görkemli başlangıcın sonunu hangi hayırlarla nakşedecek...

 




Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...