Alışmak
İnsan, evrende en büyük direnci gösteren ama en nihayetinde zamana en mağlup düşen varlıktır. Kalp, ilk darbeyi aldığında asla iyileşmeyeceğini, o zorluğun keskin kenarlarının ruhunu sonsuza dek kanatacağını sanır. "Asla" deriz, "İmkânsız..." Bir dağı yerinden oynatmak, bu acıyı kabullenmekten daha kolay görünür o an. Ancak hayat, kendi ritmiyle akar ve en sert kayaları bile usulca aşındıran bir nehir gibi, ruhun o dik yokuşlarını düzlüğe çıkarır.
Zorluklar, birer birer kalbin ritmiyle örtüşmeye başladığında, imkânsız dediğimiz her şey hayatımızın sessiz birer parçasına dönüşür. Bir zamanlar uykularımızı kaçıran, uğrunda dünyaları ateşe verdiğimiz o büyük fırtınalar, yerini durgun bir denize bırakır. Alışmak; unutmak değil, o yükü taşımayı öğrenmektir.
Geçmişin tozlu aynalarına bakıldığında görülen manzara ise hayli çarpıcıdır: Hatırlamakta bile zorlandığımız nice sarsıntılar, yerini derin bir sükûnete bırakmıştır. Zaman, bir simyacı gibi acıyı kabullenişe, isyanı ise idrake dönüştürür. Nihayetinde anlarsın ki; insanın en büyük gücü, çaresiz kaldığı noktada bulduğu o sessiz kabulleniştir. Yıllar sonra ardına dönüp baktığında, seni yıkan o dev dalgaların aslında seni kıyıya ulaştıran birer aracı olduğunu, alışmanın o muazzam ve iyileştirici gücüyle fark edersin.
