25 Temmuz 2025 Cuma

Dr. Teysir Süleyman ile Bir Hasbihal


Dr. Teysir Süleyman ile Bir Hasbihal

 

    Buluşma noktasına, içimdeki o dizginlenemez heyecanla vaktinden çok önce ulaştım. Belki de beraber gideceğim dostlarımın üzerinde tatlı bir baskı kurmuş olabilirim; zira o sabahı zor etmiştim. Ne uyku ne de dinlenmek... Ruhum çoktan o buluşma mekanına varmıştı. Gadji kardeşimizin o masum çehresi ve Bilal Hoca’nın sabır küpü vakarıyla, nihayet o mukaddes ana ulaştık.

Aracın kapısı açıldığında, Hamas yöneticilerinden temsilen (Türkiye’deki yetkili )

 Dr. Teysir Süleyman Bey’i beklemeye başladık. Heyecandan bir yandan ağlıyor, bir yandan gülümsüyordum; saniyelik duygu geçişlerim, beni tanımayan biri için pek de alışıldık değildi. Ve tam vaktinde, beklenen o zat geldi.

Bir insanın hakikati görmemesi için dünya gözünün kör olması gerekir. Rabbim, bu nasıl bir teslimiyet, bu nasıl bir iman! Dr. Teysir Bey, sadece kelimeleriyle değil, kalp gözüyle de her şeyin farkındaydı. Toplantı mekanına doğru yol alırken, hayatımda ilk kez bu topraklarda kendimi bir "misafir" gibi hissettim. O nasıl bir ev sahipliği, nasıl bir gönül zenginliğiydi... Aracın içinde yankılanan o samimi "Hoş geldiniz" nidaları, ömrüm boyunca şahit olduğum en derin misafirperverlikti. Kalbimin ritmini dışarıdan duyulacak kadar şiddetli hissettiğim o anlarda, aslında bu ruhu "Kalu Bela"dan beri tanıdığımı fark ettim. Ama geç kalmıştım; İslam’ın tozlu raflar arasından sıyrılıp aydınlığa çıkması gereken bu kutlu yolda, kendimi çok geç kalmış hissediyordum.

 

 İki saati aşan o görüşme, hayatımın tüm yaşanmışlıklarından daha üstün bir mertebedeydi. Gadji’nin başarılı tercümesiyle, Bilal Hoca’nın ve benim soru yağmurumuza karşı Dr. Teysir Bey, adeta bir sükûnet deryası gibiydi. Kontrol edemediğim gözyaşlarım için önüme konulan o peçete kutusu; kalbimdeki acıların, çaresizliklerin ve kendimi kurtaramadığım o bataklık hissinin sessiz çığlıklarına şahitlik ediyordu.

Görüşme ilerledikçe, gerçekliğine inanmakta güçlük çektiğim bir boyuta geçtim. Dr. Teysir Süleyman; İsrail zindanlarında tam 20 yıl esir kalmış, Hamas’ın ilk takas girişimiyle özgürlüğüne kavuşmuş ama davasından bir milim sapmadan, dünyanın dört bir yanında mücadelesine devam eden gerçek bir mücahit... Onun duruşu, ahir zaman ümmetinin tüm asaletini üzerinde taşıyordu. Bilgisi, donanımı ve o sarsılmaz korkusuzluğuyla, imanın en üst mertebesinin canlı bir örneğiydi.

Konuşmalarında ayet ve sünnetin dışına tek bir kişisel görüş dahi sızdırmıyordu. Yaşanılan zulümleri anlatırken ben duymaya dahi tahammül edemezken, o beni şu sözlerle teselli ediyordu.

"Hz. Muhammed (s.a.v.) on üç sene Mekke’de görmediği zulüm kalmamıştı. Biz O’nun ümmetiyiz, bunları yaşayacağız ve bu uğurda şehit olacağız."

 

Yanındaki boş koltuğu göstererek, kısa süre önce orada oturan bir Hamas komutanının Gazze’de şehit düştüğünü anlattı. O korkusuzluk, o "ölmek için yaşama" hali ve en ağır imtihanlara "Elhamdülillah" diyebilme vakarı... Bu hangi boyuttur, hangi makamdır, idrak etmekte zorlanıyordum. Onca acının ortasında tek bir sitem, en ufak bir kaygı ya da tereddüt yoktu.

 

 

Görüşmenin derin içerikleri bizde mahfuz kalsın; ancak onların bizden, bu ümmetten istedikleri çok net:

 

1.BOYKOT: Zulmün çarkına su taşımayı kesmek.

2.DUA: Müminin en güçlü silahına sarılmak.

3.YARDIM: Güvenilir kurumlar aracılığıyla, imkanlar nispetinde maddi destek.

 

     Hepsi bu kadar... Bu kadar az ama bu kadar hayati. O gün o odadan çıktığımda, artık eski ben değildim. İmanın sadece bir söz değil, bir yaşam biçimi ve sarsılmaz bir teslimiyet olduğunu

Dr. Teysir Bey’in şahsında bir kez daha gördüm.


 

Hiç yorum yok:

Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...