Babamın Son Vedası
Babamın kapıyı çalmadan, habersizce gelme huyu yoktu. O, nezaketi ve vakarıyla her adımını ölçülü atan bir adamdı. Dünya üzerinde en çok sevdiğim, sığındığım limanımdı o. Hayatın tüm karanlık dehlizlerinde beni sorgulamadan, tek bir ima dahi etmeden yanımda duran tek kişiydi. Evlatlarını Allah rızasını gözeterek, sabırla ve şefkatle büyüten mükemmel bir babaydı. Allah ondan ebeden razı olsun.
10 Şubat 2015... Ofisin kapısı habersizce açıldı. Gelen babamdı. "Baba, neden haber vermeden geldin, bir şey mi oldu?" diye sorarken, bunun son dünya kelamımız olacağını nereden bilebilirdim? O gün uzun uzun konuştuk. Babamın sohbetleri her zaman bir nasihat sofrası gibiydi; söze Ayet-i Kerimelerle başlar, titizlikle araştırdığı sahih hadislerle devam ederdi. Dünya kelamına pek itibar etmez, vaktini İslam’ın hakikatini doğru yaşamak ve yaşatmak için harcardı.
O gün konu derinleşmişti. Bir dostumuzun rüyasını anlatmaya başladı. Rüyada babam, bir su kenarında, bembeyaz ketenleri andıran iki parçalı bir kıyafet içindeymiş. Elinde asaya benzer bir değnek, omzunda içinde bir parça ekmek olan bez bir çanta... Önünde yüzü görünmeyen, her yanına nur saçan bir zat ve onun ardında dört kişi... Onları takip eden yüzlerce insan ve en arkada babam. Babam o akarsuyun içine adımını atıp karşıya geçerken, önündekilere yetişmesi gerektiğini söylüyormuş. Rüyayı gören dostumuz "Ben de geleyim" dediğinde, babam o vakur sesiyle cevap vermiş: "Sen burada bekle kızım, senin gelmen için henüz vakit var..."
O an atmosferi dağıtmak için şakaya vurdum: "Ooo baba, İslam kafilesine katılmışsın!" dedim. Ölüm aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Oysa beş gün önce beni arayıp, "Yakın zamanda biri vefat edecek, rüyamda kefene sarılı birinin başında ağladığını gördüm" demişti. Ben yine hazırcevaplıkla, "Bak ben ölüyorum, kendi cenazeme ağlıyorum" diye geçiştirmiştim. Kendi ölümümü günde yüz kez hayal eder, namazımı kılar, hatta çocukken kendi ölümüme hıçkıra hıçkıra ağlardım da; babamın gidişini bir an bile ihtimal dâhilinde görmezdim. Mümkün değildi, o benim sarsılmaz kalemdi.
Babam nasihatlerine devam ediyordu: "Ah Yıldız, şu dilin... Bir kontrol edebilsen eşin benzerin olmaz ama çok sert konuşuyorsun, kalp kırıyorsun." Ben ise o deli çağımın son demleriyle, "Baba beni sen böyle yetiştirdin, kalbimdekini söylemezsem yaşayamam" diye dikleniyordum. En çok da namazı tembihlerdi. "Baba, ben kılıyorum zaten" dediğimde, "Sana söylemekle yükümlüyüm; çünkü evladımsın ve son nefesine kadar nefsinle şeytan peşini bırakmayacak, aldanma diye söylüyorum" derdi.
Ofisteki herkesle tek tek helalleşip nasihat ettikten sonra yanıma geldi. "Eee kızım, dünya ölüm kalım dünyası" dedi. Sözünü kestim, "Evet baba, benim için ölüm dünyası" dedim. Sabırla tekrar etti: "Yıldız; senin için de, benim için de, tüm canlılar için ölüm dünyası." İlk kez böyle konuşuyordu. Tedirgin olmuştum, sözünü kesiyordum ama o her seferinde sil baştan başlıyordu.
"Eğer ben ölürsem..." dedi. Bu cümleyi ondan hiç duymamıştım. Sesimi yükselttim: "Ya baba, sen ölürsen beni paramparça ederler! Sen varken bile dünyayı burnumdan getirdiler, sen olmazsan beni yok ederler. Senden korktukları için dokunamıyorlar. Senin öldüğün gün ben de ölürüm, zaten insanlar beni öldürür!" diye bağırmaya başladım.
Babam gözlerimin içine derin bir sükûnetle baktı: "Korkma, senin kılına dahi zarar veremezler."
"Geç dalganı baba!" dedim hırsla. "Sana bir şey olsa kim koruyacak beni?"
Babam gülümsedi, o mübarek işaret parmağını semaya kaldırdı: "Kızım, ben seni öyle bir yere emanet ettim ki, hiçbir durumda zarar görmeyeceğinden şüphem yok. Ben seni Emanet Edilenlerin Sahibi'ne, Allah'a emanet ettim. Emanetlerin en yücesine, en güçlü ve sonsuz kudret sahibine... Baban kim ki kızım? O koruduktan sonra senin kılına zarar gelir mi?"
Öyle bir sessizliğe büründüm ki... Ruhum başka bir aleme geçmiş gibiydi. O kadar emin, o kadar tereddütsüz söylemişti ki, sadece sustum. Sonra vasiyetini ekledi: "Kabe'ye ve Medine-i Münevvere'ye hasret gideceğim. Sen gidersen, selamımı iletirsin..." dedi ve gitti.
Üç gün sonra telefonum çaldı. Ekranda "Babam" yazıyordu. Açtım. Karşıdaki ses: "Babanız hastanede..." dedi.
Şimdi bir yanım öyle güçlü ki, ne olursa olsun başım eğilmiyor; çünkü kimin emaneti olduğumu biliyorum. Bir yanım ise öyle sessiz ve özlem dolu... Babamdan öğrendiğim en büyük hakikat şudur: Allah bir kulunu korursa, tüm dünya birleşse ona zarar veremez.
Ben, en yüce makama emanet edilmiş bir yetimim. Başım dik, gönlüm razı. Selamını ileteceğim baba, söz veriyorum.
Kabe’ye Babamı
kaybettikten sonra gittim. Oradaki Aşkın sebebi Sonsuzluk ..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder