17 Temmuz 2025 Perşembe

Gazze'm Canımın Canı ..

Gazze: Vicdanın Yangın Yeri


   Gazze... Bir an bile zihnimden silinmeyen, ruhumun en derin sızısı. Yediğim lokmadan, uyuduğum yataktan, başımı soktuğum evden utanıyorum. Namazlarımın her rüknünde, dualarımın her cümlesinde yalnızca Gazze var. Dilim, Gazze’den sonra başka bir kelam etmeye haya ediyor.


Her yeni güne uyanırken, dünyadan haber almak için elime aldığım o ekrana bakarken ruhum daralıyor. Gecelerim, sessiz feryatlarla ve sabahlara dek süren gözyaşlarıyla bölünüyor. "Cehennemde nasıl yanacağım?" sorusu, bir kor gibi yüreğime düşüyor. Hayatım boyunca hiçbir günah beni bu denli dehşete düşürmedi. Bu vebal, bin kez tövbe etsem de arınmayacak bir kir gibi ruhuma yapıştı. Ne bu yükten kurtulabiliyorum ne de kendimi bu mahcubiyetten azat edebiliyorum.

Biliyorum, belki de Cennet’in kokusunu bile duyamayacağım. Zira Tevbe Suresi 38. ayet-i kerime, bir tokat gibi iniyor yüzüme:


"Ey iman edenler! Size ne oldu ki, 'Allah yolunda topluca savaşa çıkın!' dendiğinde olduğunuz yere çakılıp kaldınız? Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? İyi bilin ki, ahiretin yanında dünya hayatının zevki hiç denecek kadar azdır."


Biz, olduğumuz yere çakılıp kaldık.


Gazze’li bir gencin o sarsıcı vasiyeti kulaklarımdan silinmiyor: "Şehit olduğumda Rabbime kavuşunca ilk işim Müslümanları şikâyet etmek olacak. Hakkımı onlardan alacağım." O genç, aziz bir topluluğun ferdi olarak Allah’ın dinini korumak, Kur’an’ın emirlerini yaşatmak ve Resulullah’ın (s.a.v.) izinden gitmek için canını feda ederken; biz iki milyar Müslüman, onları yapayalnız bıraktık. Onlar bizden davacı ve bu davalarında sonuna kadar haklılar.

Ben de davacıyım; başta kendimden, sonra bu sessizliğe bürünen herkesten. Biz onları sadece yalnız bırakmadık; biz yerin dibine geçtik. Dünyanın ağzımıza çaldığı bir parmak balın tadına, ebedi ahiretimizi feda ettik. Bile isteye, tereddüt etmeden Cehennem yoluna revan olduk.


Vicdan... Elle tutulmayan ama insanın tüm dünyasını yerle bir eden o muazzam mahkeme. İçimdeki yangın sönmüyor. Bu dünyadan tat almayı çoktan bıraktım. Kendi içimde bitmek bilmeyen bir savaşın ortasındayım. Çalışıyorum, çabalıyorum, kimseye minnet etmiyorum ama kendime bile bir hayrım dokunmadan nefes alıp veriyorum. Neden bırakıp gidemiyorum? Neden kardeşlerimle birlikte o şerefli ölüme yürüyemiyorum?


Değerli bir dostumun sözü yankılanıyor zihnimde: "Yıldız, biz Gazze’de şehit olamayacak kadar günahkârız. Orada şehit olmayı hayal bile etme." Nasibi olan, şehadete giden bir yol buluyor; biz ise nasipsizliğin kuyusunda takılı kaldık. Yıllarca soframıza koyduğumuz, üzerimize giydiğimiz her şeyle o zulmün çarkına su taşımışız. Ben nasıl bir Müslümanım? Kendi şahsıma "Müslümanım" demekten hicap duyar hale geldim. Boğazıma kadar bataklığa batmışken, şimdi neyi sorguluyorum? Bir anda arınmak mümkün mü? Ruhun tasfiyesi, koca bir ömre bedelken...


2022’de Kudüs’e gittiğimde anlamıştım bir şeylerin yanlış gittiğini. Filistin halkıyla tanıştığımda, İslamiyet’in benim zannettiğim şey olmadığını gördüm. Onlara bakınca hissettiğim o derin utanç, tüm benliğimi sarmıştı. Beşikteki bebekten, yatağındaki yaşlıya kadar her birinden iman fışkırıyordu. Ya sonrası? 2023 yılı, hakikati bir tokat gibi yüzüme vurdu. Fark ettin ama değişmedin. Şimdi neyi onarmaya çalışıyorsun? Çok geç kaldın. Doğruları defalarca gördün ama harekete geçmek için kıyametin kopmasını mı bekledin? İşte o kıyamet koptu.


Hz. Musa (a.s.) asasını vurduğunda Kızıldeniz ikiye ayrılmıştı. Firavun, denizin ortasında çaresiz kalınca, ölüm meleğini görmeden hemen önce iman etmişti. Ama vakit dolmuştu. Ölüm anındaki tövbenin bir hükmü yoktu ve kabul edilmedi. Peki, biz hangi denizin ortasında kalmayı bekliyoruz?

Ah Gazze’m... İçimdeki acıyı tarif edecek ne bir kelam ne de bir nefes kaldı. Kendi halime acıyorum. Her geçen gün Cehennem ateşinin hararetini ensemde hissediyorum. Her bir şehidin şahadetine şahitlik ederken, onlar adına "Elhamdülillah" diyerek seviniyorum; ancak yere düşen her damla şehit kanının hesabını verme korkusuyla kendim için ağlıyorum.

Yine de bu acziyetimin içinde teselli bulduğum bir hakikat var: Dünya gözüyle, Cennet’e yürüyen o ahir zaman ümmetini gördüğüm için kendimi nasipli addediyorum. Cennet ehli insanları bu dünyada görebilmek bile, Rabbimin bizlere sunduğu en büyük nimetlerden biridir.




Gazze

  Gazze !   Hakikate Son Adım   Yıkılan sadece küçük bir ev midir? Duvarları yerle bir olan, yalnızca bir insana ait yaşam alanı mıdır? Yana...