İki avucun birleştiği, gözlerin kapandığı o an; bazen başı secdeye bırakıp öylece kalakalmak... Tüm seslerden uzaklaşılan, en ufak bir tereddüdün dahi hislere dokunamadığı o kıymetli anların değeri, gökleri ardında bırakır. Arşa yükselen ruh, aslında o makama hiç de yabancı değildir. Anne karnındaki o mutlak güven duygusu, bu halin yanında ne ki?
Hiçbir lezzetin erişemediği, kalbin bildiği ama dilin anlatmaya güç yetiremediği hakikatler nasıl saklanabilir? Kalbin konuştuğunu duymak kadar güzel bir söyleşi yoktur bu fani hayatta. Dilin konuşmaktan haya ettiği, gözlerin kapalıyken görülebilenleri, gözleri açmaktan kaçınırcasına âmâ olmanın temizliğine ulaşmak, bambaşka bir idrak gözü olsa gerek.
Nefesin tarifsiz bir lezzete dönüştüğü, mutluluğun zirvelere ulaştığı, parayla satın alınamayacak olan kıymetli Huzur ile bağ kurulan vakit. Misafir olduğun yer seni kıskanır; zira Ev Sahibi, tüm dünyaları yaratan Rabbindir. Eşi ve benzeri olmayan O'nunla birlikteyken, insan hiç eksik kalır mı? Kime ihtiyaç duyar ki? Dünya, böyle bir bolluk görmedi. Esasında mesele, Eksiksiz ve Tam olabilmektir. Çünkü sığındığın Güç, Kusursuz ve Sonsuzdur.
Bu hayatta defalarca, yüzlerce, binlerce kez sınanırsın. Her seferinde üzerine daha fazlası eklenir. Sınırların zorlanır. İnsan gücünün dayandığı ne varsa, yarı yolda kalmaya mahkûmdur. Mal, mülk, can, aile, eş, dost, çocuk... Elle tutulan, gözle görünen ne varsa, er ya da geç seni bırakıp gidecek, yarı yolda kalacaksın. En çok sevdiğinle imtihan edilecek ve kaybederken bomboş bir odanın ortasında tek başına kalacaksın. Kaybedeceksin. Ve ilk kaybettiğin kişi, kendin olacak.
Ya bulursun, ya bulunursun. Bazen kendinden kaçmak, kaybolmak bir ihtiyaca dönüşür. Sonra bir şeyler değişmeye başlar. En dipte, en karanlıkta, en zor anında bulursun KENDİNİ. Aslında hiç kaybolmamışsın, hiç zor durumda bırakılmamışsın; hep korunmuşsun, tüm sorunların hep çözülmüş.
Bu hakikati fark ettiğin an, secde hâlinde kalakalırsın. Bir daha başka bir arayışın telaşına girmezsin. Kesin çözümü bilirsin. Artık başka bir dünyanın esiri olursun. Öyle bir esaret ki, tutsak olduğun o dünya, senin kurtuluşuna açılan bir kapıdır. Ellerinde kelepçeler, ayaklarında bağlı halatlar, sözlerin mühürlü, gözlerin ise görünmezliklerde... Bilirsin ki, vazgeçtiğin aslında kendin değilmiş; o, kurtuluşun için bir bağ, inancın en temel hücresiymiş.
Şimdi ne mi oldu?
KORKUSUZ BİR İNSAN.
Tek teslimiyet Allah'a.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder