MAHŞER PROVASI
Kendimizi kaybettik.
Vicdanımızı, duygularımızı ve en acısı, insanlığımızı kaybettik.
Avuntularımız, saçma sapan gerekçelerden ibaret. Acıyı hissetme yetimizi bile kaybettik. Değerlerimizi yitirdik. Ve en kötüsü, masum canların kaybına, bir film izler gibi, sadece seyirci kaldık.
Savunamadık.
"Bana dokunmayan bombalar, kıyamete kadar yaşasın," der gibi, o en korkak, o en alçak sessizliğe büründük. Ve o an, hayatlarımız yerin yedi kat dibine gömüldü.
Utanmaktan, kendi kusurlarımızı görmekten kaçarak, sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ederken, her birimizin birer insanlık suçu işlediğini fark etmedik bile.
Gözlerimizden süzülen o birkaç timsah gözyaşını, yere oluk oluk akan şehit kanıyla bir tuttuk!
Yazık ettik... En çok da kendimize yazık ettik.
Yarınları olmayan bu fani dünya için, görmemeyi, duymamayı ve en acısı, susmayı tercih ettik.
Kirlettik... Kendi ellerimizle, bu dünyayı da, ruhumuzu da kirlettik.
Ve FİLİSTİN!
O küçücük, o yaralı coğrafya, şimdi tüm dünyaya bir İMAN dersi veriyor.
O enkazların altından yükselen "Hasbinallahu ve ni'mel vekil" (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir) nidaları... Bu nasıl bir teslimiyettir? Bu nasıl bir inançtır?
Yazık ki, kimliğimizde "Müslüman" yazarken, böyle bir tevekkül, böyle bir onur, çoğumuzda ve BENDE de yok.
Vicdanımızı rahatlatmak için, artık kandırmayalım birbirimizi.
Bombalar, çocukları, kadınları, masumları acımasızca hedef alırken... O en kutsal topraklar, postallarla işgal altındayken... Oynadığımız bu "deve kuşu" oyununun bedelini, eninde sonunda hepimiz ödeyeceğiz.
Bu yüzden, artık...
BAŞINI KALDIR MÜSLÜMAN!
Ve kendi acizliğinle yüzleş.
Y. SOYLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder