"Sen Aşk'ı," dedi Usta Toprak , çırağının parlayan
gözlerine bakarak, "o yaşadığın gelgeç duygularda, o kalbinin tatlı
çarpıntılarında yaşanılan bir şey mi sandın?"
Çırak sustu.
Usta devam etti: "Asıl Aşk, yaşanmaz. Ona sadece cüret
edilir. Çünkü o, bir duygu değil, bir elementtir. Öyle bir element ki;
O, önce bir ATEŞ'tir; dokunanı yakar, ama aynı zamanda tüm
saflıklarından arındırır.
Sonra bir ALEV'e dönüşür; tüm evreni aydınlatır, ama aynı
zamanda gözlerini kör edebilir.
Ve en sonunda bir KOR olur; dışarıdan sönmüş gibi durur, ama
içinde en büyük gücü, en yakıcı harareti barındırır. Ona dokunan, ya tamamen
kül olur ya da onunla bir olur."
"Asıl Aşk," diye fısıldadı Usta,
"taşınamayacak kadar YÜCE bir duygudur. Çünkü o, sahip olunacak bir şey
değil, içinde yok olunacak bir şeydir."
"Peki," dedi çırak cesaretini toplayıp,
"bunun bir örneği var mıdır?"
Usta gülümsedi. "Hiç, nefesin ölüme ulaşabilmek için
yaşadığı o sessiz, o tek yönlü Aşk'ı düşündün mü? Nefes, bilir ki varoluşunun
tek amacı, en sonunda o son 'verilme' anına, yani ölüme ulaşmaktır. O, ölüme
aşıktır. Çünkü bilir ki, ancak kendini tamamen 'verdiğinde', kendini 'yok
ettiğinde' asıl amacına ulaşacaktır. İşte gerçek Aşk budur: Sahip olmak değil,
vazgeçmek. Almak değil, vermek. Yaşamak değil, ölmektir."
"Bilmediğimiz o kadar büyük gerçekler var ki..."
Ve anladım ki, Aşk, ancak ölüme bu kadar yakınken, ancak
kendini yok etme pahasına yaşanırken, asıl sırrını fısıldar:
Aşk, ölümsüzdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder