ARŞA DEĞEN SESSİZLİK: BİR ÇINARIN
GÖLGESİNDEN KABE’NİN EŞİĞİNE
Hayatın bir kıssası olmalı derdi babam; lafı yormayan,
ruhu yormayan, özü olduğu gibi ortaya koyan bir özet... O koca çınar, bana
dünyadaki en ağır yükün yalan, en büyük hafifliğin ise "korkusuzluk"
olduğunu öğretti. "Kızım,"
derdi o vakur sesiyle, "Kimseden
korkma! Bu ben bile olsam... Sadece seni Yaradan’dan kork." Bu sözler,
ruhuma kazınmış bir mühür gibiydi; beni hem kimsesizliğimden kurtardı hem de
dünyanın karşısında dimdik tuttu.
İki buçuk yıl evvel, gölgem sandığım o koca çınar
devrildiğinde, içimde bir gökyüzü çöktü sanki. İlk kırk gün, zamanın durduğu,
nefesimin boğazımda düğümlendiği o uçurumun kenarındaydım. Kahroldum,
kayboldum... Tam kendimi o boşluğa bırakacakken, babamın sesi ruhumun
derinliklerinden bir rüzgâr gibi esti: "Kaderin sahibine itimat et, asla isyan etme!"
O an silkelendim. Ya o keder bataklığında nefessiz
kalacaktım ya da babamın kızı olup o zorlukların içinden bir kutup yıldızı gibi
parlayacaktım.
Anladım ki; maneviyatın gücü olmadan yürümek, ruhsuz bir
beden gibi sürüklenmekmiş. Ruhuma bir kıyam, kalbime bir şifa lazımdı. Adresi
Arş’a yazılmış bir davetin peşine düştüm: "Allah’ın evine gitmeliyim!" dedim. Herkes
"merak" sandı, bense buna "yeniden doğuş" dedim. Üç ay
boyunca engellerle boğuştum, kapılar kapandı sanıldı ama ben o kapıların sadece
tevekkülle açılacağını biliyordum.
Ve ulaştım... Mekke ve Medine’nin o mukaddes toprağına
ayak bastığımda, kalbimin yerinden sökülüp Zemzem’le yıkandığını hissettim.
Yılların acısı, gözyaşlarımın seliyle o mübarek toprağa aktı. Dünyanın
Cenneti’nde, binlerce şükürle kendimi buldum. Meğer bunca zaman çektiğim o
sızılar, beni bu muazzam vuslata hazırlayan birer imtihanmış.
Şimdi bu huzuru hangi lisan anlatabilir? Hangi kalem,
ruhun o ilahi nurla yıkanışını kağıda dökebilir? İmkânsız... İmkânsızdır o
kutsal iklimde eriyen nefsi tarif etmek. İmkânsızdır bir ömrü feda edip de
karşılığında ulaşılan o sonsuz maneviyatı kelimelere sığdırmak.
Anladım ki; asıl güç kula değil, sadece O’na
dayanmaktaymış. Ve asıl miras; babadan kalan o sarsılmaz imanın, seni en
sonunda Yaradan’ın huzuruna bir çocuk saflığıyla taşımasıymış.
Gecenin
gecesinde, ruhumdan kaleme düşen son ve ebedi hakikat budur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder