Hangi Yaştayım Ben, Baba?
Zor, Baba... Çok zor.
Yokluğunda devirdiğim üçüncü yaş bu. Takvimde bir rakam
daha, ruhumda bir yara daha...
İlk sene, kapıları kapattım. Sadece evin kapılarını değil,
kalbimin tüm kapılarını kilitledim. Kimse girmesin, kimse o enkazı görmesin
diye kendi içimde bir sürgün yaşadım. O kapıyı aralamaya cüret eden kim varsa,
incittim, kırdım geçtim. O anki gücüm, sadece yıkmaya yetiyordu.
Geçen sene bugün... Artık yüzleşecek kadar cesaretim vardı.
Soluğu yanında aldım. Gecenin bir yarısına kadar, toprağına anlattım her şeyi.
Sensizliğin ne kadar zor olduğunu, ama asıl, o kalabalıkların içindeki dipsiz
yalnızlığımı konuştum seninle.
Bu yıl... Galiba daha da güçlendim, Baba. Öyle sandım.
Ama sonra kardeşim geldi, "İyi ki doğdun," dedi.
Ve ben yine ağladım. Güç dediğim şeyin, aslında ne kadar kırılgan bir kabuk
olduğunu o an anladım.
"En sevdiğinin kapısını çalarsın," derler.
Ama ben seni kalbimden hiç uğurlayamadım ki kapını çalayım.
Sen hep içeridesin, hep en derindesin.
Sensiz üçüncü yaşı da geride bıraktım, Baba.
Ama söyle bana, hangi yaştayım ben şimdi?
Seninle güldüğüm, dizinde uyuduğum o son yaşta mı
kalmalıyım?
Yoksa senden sonra, her gün yeniden büyümek zorunda kaldığım
bu yabancı yaşları mı saymalıyım?
Ben bu iki hayatı toplamak, birleştirmek istemiyorum, Baba.
Biri sensiz, diğeri seninle... İki ayrı dünya, iki ayrı
hayat.
Belki de en iyi yaptığım şey bu, değil mi Baba?
Bu iki hayatı birbirinden ayırmak... Tıpkı bir nehrin iki
yakası gibi, asla kavuşmayan.
Bir, içimde sadece seninle yaşadıklarım var.
Bir de dışarıya, onlara yansıttıklarım...
Söyle Baba, ben şimdi hangi yaştayım?
Ve hangi hayatı yaşıyorum aslında?
08/10/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder