Filistin'in
Ağıtı
Yazıklar olsun ki bana! Gözlerimin önünde, tarihin
en acımasız sahnesi oynanırken, ben sadece bir gölge, bir taş kesilmiş
seyirciyim. Canlarımız, o masum evlatlarımız, o mübarek annelerimiz ve
babalarımız, bacılarımız ve kardeşlerimiz... Onlara reva görülen bu katliam
karşısında, benim gibi zavallı bir kulun tek eylemi, sessizliğin
zindanına hapsolmak oluyor. Bu ilgisizliğim, bu ruhsuz
suskunluğum için kendime yönelteceğim her söz, kalbime saplanan bir hançerdir.
Gazete ve haberlerdeki o kanlı kareleri izleyip, içten içe dökülen birkaç damla
yaşın ötesine geçememek, ne büyük bir gaflet uçurumu!
Sustuk...
ve bu suskunluk, ruhumuzu çürüten bir zehir oldu. "Bize dokunmaz"
diye kurduğumuz o nefsani duvarlar, bizi İnanç Birliği'nin sıcaklığından ayırdı.
Bizler aynı bedenin azaları değil miyiz? Aynı canı taşımıyor muyuz?
Yazıklar olsun ki bana! Filistin'de toprağa düşen
her bir fidanı, kendi ciğerimden kopmuş bir parça gibi hissetmediğim için.
Sahi,
kalbimizde vicdan denilen o ilahi fenerin ışığı söndü mü? O kahrolası
zalim kavmin yaptıklarını, ruhumuzda en ufak bir isyan ateşi yakmadan
izleyerek, onlardan ne farkımız kaldı? Her akşam, o sıcak yuvamın kapısından
girerken duyduğum sahte rahatlık, sadece kendi nefsimi okşamanın bir bedelidir.
Bu nefis ki, aşağılanacak en büyük kötülüğü hak eden bir puttur ve bu
hoşnutluk, ruhlarımızın ölüm fermanıdır.
Ya
o ateş topu, benim yuvama düşseydi? O zaman mı uyanacaktık? Evimize yağmur gibi
yağan o ölüm tohumları karşısında, feryadımızın göğe ulaşacağını düşünmek dahi
bir aldanış. Benim iğrenç nefsim, "Yılan bin yıl
yaşasın, yeter ki beni sokmasın" diye fısıldayan bir
şeytanın sesi.
İSYAN ETMİYORUM! KENDİMİ KINIYORUM.
Allah şahidimdir ki, bu zulüm benim kapıma
gelseydi, o zalimlere karşı değil sadece, tüm dünyanın gafletine karşı durur,
canımın son damlasına kadar Hakk'ın sancağını yükseltmek için bu fani
ömrü tüketirdim.
İşte o acı gerçek! Benim iğrenç nefsim,
adaletten bu denli yoksun ve çaresiz. Oysa İslam, tek bir ümmetin, tek
bir vücudun ifadesidir. Bu bütünlük ki, nerede olursa olsun yapılan zulmün
karşısında, en azından gözyaşlarıyla bir nehir
olmayı emreder.
Zavallı
ben, bu dünyanın geçici meşgalesi karşısında kendime bir hayat kurarken, Ahiretin bize vaat ettiği ebedi
saadetten mahrum kalıyorum. Nefsimde akıl, kalbimde feraset kalmamış. Geçici bir
gölgelik olan bu hayatı, ölümsüzlüğün yurdu olan Mahşer'e tercih ediyorum.
Filistin'de
evlatlarımız, gözümüzün nuru hunharca şehit ediliyor.
Onlar bizim canımız, bizim geleceğimiz. Onların sadece canlarını değil;
evlerini, hatıralarını, köklerini ve gelecek nesillerini de yok ediyorlar.
Bu
bizim canımız, bu bizim yurdumuz. Bize uzak değil. Bu, bizim evimizin dışında
değil; ruhumuzun tam ortasında cereyan ediyor. Gözlerimiz
görüyor da, kalbimiz mi körleşti? Hafızamızı mı yitirdik? Neden bu acıyı idrak
etmekte bu kadar güçlük çekiyoruz?
Market
raflarında, elimi uzattığım her şey, BOYKOT çağrısına rağmen o
zalimlerin kanlı ellerine aitmiş. Ben suçluyum, ama bizi bu gaflete
sürükleyenlere söylenecek söz dahi bulamıyorum. Benliğimizde bütünlüğümüzü
katlettiler ve bizler hala o katliamın sessiz tanıklarıyız.
UTANIYORUM KENDİMDEN.
Benim
evlatlarım yok oluyor, benim anne ve babalarım, kardeşlerim ve bacılarım yok
oluyor. Ben hala işten eve giderken sıcak yatağımda uykuya bürünerek, Vicdansızlığıma
ve Acizliğime...
YAZIKLAR OLSUN DİYORUM!
Allah için birleşip, o zalim kavmin kökünü kurutalım. Bizi yok ettiği gibi...
Bu acı ve hüzünle, ruhumun feryadını ifade ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder